Kitap Okumanın Önemi – Kitapsız Büyüyenler

Kitap Okumanın Önemi - Kitap Okumanın Faydaları

Kitap okumanın önemini gelin iyice inceleyelim, Maksim Gorki, “Edebiyat Yaşamım” adlı yapıtının bir yerinde kitaplarla nasıl tanıştığının öyküsünü anlatırken şöyle der: “Her kitap, önümde yepyeni ve yabancısı olduğum bir dünyaya açılan bir pencereymiş gibi geldi bana. Daha önce hiç tanımadığım, bilip öğrenmediğim ilişkilerden, düşüncelerden, duygulardan ve insanlardan söz ediyordu kitaplar.

Bunu anladığımda duyduğum şaşkınlığın büyüklüğünü yeterince canlı ve inandırıcı bir biçimde anlatamayacağım size belki de ” Okumayı söktüğümüz günleri düşünün, Gorki’nin sözünü ettiği o büyük şaşkınlığı bizler de duymuşuzdur aşağı yukarı.

Gerçekten de kâğıt üzerindeki birtakım işaretleri birbirine katarak bunlardan anlam çıkarmaya başladığımızda bir büyülü dünya içerisinde bulmuşuzdur kendimizi. Okumayı söktüğümüz, bu temel insanlık becerisini kazandığımız gün yaşamımızda yeni bir dönem başlamıştır. Çünkü kişiliğimizi kurup geliştirecek, dünyamızın sınırlarını genişletecek bir beceridir okuma.

Okuma yazma beceresini kazanmak ayrı şey, okur olabilme kimliğini kazanma ayrı şeydir. Nitekim ilkokula başlayışımızın birinci yılında bu beceriyi şöyle ya da böyle ediniriz. Okur kimliğini kazanmaya gelince iş değişiyor. Çünkü gerçek anlamda okurluk, okuma becerisini sürekli olarak kullanmayı gerektirir. Daha doğrusu sağlam bir okuma alışkanlığı edinmeyi.

Bu da öncelikle sağlıklı bir ana dili öğrenimiyle gerçekleşir. Sağlıklı bir ana dil öğreniminden geçmemiş, dahası Okuma yazma becerisi üzerine bir okuma alışkanlığı temellendirememiş kişi, er ya da geç, “Okumasız Okur yazar” durumuna düşecektir. Belirtmek bile fazla, bizde ana dil öğrenimi, okuma yazma becerisini sürekli kullandırabilme, bu becerinin üzerine bir okuma alışkanlığı kurma yönsemesinden yoksundur.

Bu bir yana; okumayı söken, sözcüklerin, sözcük dizilerinin dünyasından içeri girmeye çalışan çocuğun bu yöne imini de dondurur. Onları hiçbir zaman tadına varamayacakları, kuru, öğretici, yaşamın zenginlikleriyle kan bağı bulunmayan birtakım yazılarla karşı karşıya getirir. Bu yazıların öğrencilerde okuma sevgisi, dil tadı yaratması şöyle dursun, onları yazıdan ve kitaptan soğutur. ilk, orta ve liselerde okutulan ve ana dil öğreniminde kullanılan ders kitaplarındaki metinlerin içeriği ve dilsel örüntüsü, söylediklerimizi açıkça kanıtlar.

Baştan beri “çocuğa görelik” kavramıyla “çocukça” kavramını birbirine karıştırmışızdır. Bu yüzden çocukların eline verdiğimiz yazılar onların yaşantılarına kapalı sezgi ve düş güçlerini kamçılamayan, yüreklerinde bir titreşim yaratmayan çocukça ürünlerdir.

Bu yazıların çoğu, çocukların içerisinde yaşayacakları kurmaca bir dünya sunmaz, onları kendi dar benlerinin sınırı dışına çıkarmaz. Kimi kemikleşmiş düşüncelerin aktarımı için birer araçtır bunlar. Dokularına yaşamın renkliliği, zenginliği ağmamıştır. Çocuk dünyasını dondurup kurutan bir yapıları vardır. Yazılı ve basılı simgeler evrenine karşı açığa vurulmamış ya da derinden derine işleyen gizli bir nefret geliştirir çocukta.

Çocukları basılı sözden soğutan bir başka neden de öğretici olmayı her şeyin başında tutmamızdır. Ders vermeyen hem de bunu açık seçik biçimde yapmayan hiçbir yazınsal yaratı ana dil öğretiminde yer almaz. Yazıların seçiminde, işlenişinde başat ölçüttür ders vericilik. Bir yazı, bir şiir ne denli dil tadı taşırsa taşısın, ne denli güzel, renkli ve zengin bir yaşantı birikimiyle yüklü olursa olsun öğretici değilse, ders veremiyorsa eğer beş para etmez.

Burada Goethe’nin o ünlü sözünü anmakta yarar var: “Bir şey ki salt ders vermekle kalır, duygu dünyamın sınırlarını genişletmede hiçbir katkısı olmaz, o şeyden nefret ederim ben ” Başta söylediğime döneyim, okuma yazma alışkanlığı sürekli kullanmadıkça, bir okuma alışkanlığıyla beslemezse kişi “okumasız okur yazar” durumuna düşecektir eninde sonunda. Okumasız okur yazarlarla, okumayla hiç tanışmamış, okuma öğretiminden hiç geçmemiş kişiler arasında öyle büyük bir ayrım yoktur.

Okumasız yazmasız kişi nasıl dış dünyaya kapalıysa, günümüzdeki gelişme ve değişmeleri nasıl yazılı kaynaklardan izleyemezse, okumasız okur yazarlar da öyledir bir bakıma. Onlarda okuma yazma becerisini sürekli olarak kullanma alışkanlığını edinmedikleri için yazılı kaynak arın kapısını çalmazlar, sorup öğrenemezler.

Tembel, edilgen bir kafa yapısına sahiptirler. Kitapların yanında kitapsız yaşar, kitapsız büyürler. Okulların Okumasız okur yazarlar yetiştirmesinden yakınan kimi devlet ve siyaset adamlarının tutumuna sözü getirmek istiyorum.

Son zamanlarda, Orta ve yüksek öğrenimden geçen gençlerin kitaplarla tanışmadıklarından, Türk ve dünya yazınının anıt yapıtlarını bilmediklerinden kaygıyla söz ediyor yetkililer. Gençlerin ana dillerini güzel ve doğru kullanamadıklarını, söz dağarcıklarının sınırlı olduğunu dile getiriyorlar. Sorunun nedenlerini saptamaya yönelik araştırmalar yaptırıyor, sormacalar düzenliyorlar.

Saptama ya da yakınma neyi değiştirir ki? Türkçenin güzel bir atasözü vardır: “Bal bal demekle ağız tatlı olmaz.” Sorunun özünde yatan çağ dışı bakış açısını değiştirmek gerekir. Ana dil öğretiminin, okuma yazma becerisi kazandırmadan öte, bu beceriyi bir okuma alışkanlığına dönüştürme etkinliği olduğunda anlaşmamız gerek her şeyden önce. Ana dil öğretiminde kullanılan ders kitaplarını, çocuğun ve gencin dünyasını kuşatmayan “resmi ideolojinin kemikleşmiş kavramlarını” bir yana bırakarak onlara okumayı sevdirecek çağdaş ürünlerle yeniden hazırlamalıyız. Yoksa yakınmayla, saptamayla bir çözüm getiremeyiz soruna.

Reşat Nuri Güntekin, “Kahveler” adlı yazısında, “Kahveleri dolduran bu insanların çoğu okur yazar takımı. Niye bunlar, evlerinde türlü kitaplar okuyup bilgi eksikliklerini gidereceklerine kahvelere gidiyorlar?” sorusunu sorar. Ardından da şöyle yanıtlar bu soruyu: “Bu insanlar niye kitap okumuyorlar demek, niye piyano çalmıyorlar demek gibi bir şeydir. Kafayı kitap okumaya alıştırmak, parmakları piyano çalma ya alıştırmaktan kolay değildir.

Ona göre yetişmek, ona göre hazırlanmak gerekir.” Kitapçı sergenlerini dolduran ve okurunu bekleyen kitaplara bakıyorum. Bir de kitapla tanışmamış, kitapsız büyüyen çocuklara, gençlere. Paranın tek değer, “köşeyi kestirmeden dönme felsefesi”nin egemenlik kazandığı Şu günlerde kitap sergenlerin de boynu bükük bekleyen kitaplarla kitapsız büyüyen çocukların, gençlerin durumu içini karartıyor insanın.

Makaleyi okumayı bitirdiğine göre hemen bir yere gitme, bir önceki yazımız olan Peyami SAFA - Büyük Avrupa Anketi - İşte Paris başlıklı makalemizde Peyami SAFA, Peyami SAFA Büyük Avrupa Anketi ve Peyami SAFA Edebi Kişiliği hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim - RSS - Sitemap - Ping Gönder Pasulya © 2015 Tüm hakları saklıdır. İçeriklerin izinsiz kopyalanması yasaktır.