Dil Nedir ? Düşünmek Nedir ? Düşünmeyi Düşünmek ?

Dil nedir, düşünmek nedir, dili düşünmek, düşünmeyi düşünmek....

Alain (Alen), Auguste Comte (Ogüst Kont)’un dil üzerinde söylediği bir düşünceye çok önem verir ve onu birçok yazılarında örneklere dayanarak geliştirir. Bu düşünceye göre dil, insanlığın yüz yıllardan beri edindiği ve denediği gerçek ve hikmetleri saklayan bir hazinedir. Her gün, her yerde, milyonlarca kişi tarafından olayları yoklamak, araştırmak, münasebetleri Auguste Comte bağ amak ve çözmek, anlamak ve anlatmak için kullanılan bu ince alet, tabiattaki varlıklar kadar doğrudur. “Güvercin nasıl hava ile güvercin vücudunun harikulade muvazenesinin ifadesi ise dil de insanoğlunun olaylarla münasebetinin harikulade muvazeneli bir ifadesidir.

Oyle ki diyor Alain, doğru düşünmek için, kendi dilini bilerek kullanmak en iyi usuldür. Hatta o bu yolda birçok hakikatlerin meydana çıkarılabileceğine inanır. Gerçekten biz çok defa, konuşurken söylediklerimiz üzerinde düşünmeyiz. Bu çocukluktan ve konuşmanın mekanizmasından ileri gelen bir şeydir. Çocuk ana dilini düşünmeden kullanır. Keza günlük konuşmada düşünce ekseriya sözden sonra gelir. ilkin yola çıkılır ve her şey yolda bulunur.

Alain’in deyimi ile biz daima söylediklerimizi kurtarmaya çalışırız. Bütün düşünce şekillerinde biz her hangi bir “Obje”ye dayanmadan düşünemeyiz. Bu “Obje” ya dışarıda bir “şey”dir ya başkası tarafından yazılmış veya söylenmiş bir sözdür yahut da kendi kelime ve cümlelerimizdir. Düşünmeden konuştuğumuz zaman, eğer mekanizmaya hâkim isek, sözlerimizin saçma olmaması yüzyılların akıl ve deney eri i e dolu olan bir aleti kullanmamızdan ileri gelir. Fakat bu türlü konuşma herkesin yaptığı hareketleri şuursuzca yapmaya benzer. Hâl hatır böyle sorulur, havadan, sudan böyle bahsedilir.

Hatta günlük hayat meselelerinde konuşulan cümleler klişelere irca Olunabilir. Şu hâlde günlük konuşma şuurun refakat etmediği bir gelenek sayılabilir. Gerçek düşünce faaliyeti ise söylediğini bilmekle başlar. Halk “ne dediğini bilmeyen”, “ağzından çıkanı kulağı işitmeyen” insanları şuursuzlukla itham etmekte haklıdır. Düşünmeden konuşmanın en son haddini delilerde buluruz. Onlar söylediklerinin farkında olmayan zavallılardır. Ağaç gibi bir rüzgârla sarsılır, birtakım kelime ve cümleler savururlar fakat bunların manalarını bilmezler.

Bununla beraber insanlar delilerin sözlerinde gizli bir hikmet, bir sır bulmaya çalışırlar ve bulurlar da. Fakat bu, dilin tesadüfi bir terkibinden veya bizim tefsirimizden başka bir şey değildir. Valery (Valeri), “İnsanoğlu en saçma sözlerde dahi bir mana bulmaya çalışır.” der. Bundan dolayı normal konuşmanın dışına çıkan şairlerin, yazarların, peygamber ve velilerin sözleri, gelecekte, kendilerinin aklına gelmeyen bir tarzda ele alınır ve onları aydınlatmaya çalışanlar
tarafından harikulade manalarla doldurulurlar.

Kısacası, insanoğlu muammadan hoşlanır ve dil, beşerî olduğu için en heyecanlı muammaları yaratmaya elverişli bir vasıtadır. Güzel bir sözün manasız olacağına kolay kolay inanılmaz. Fakat tuhaf olan şurasıdır ki dilde güzellik manaya takaddüm eder. Bundan dolayı şairin asıl manaya eriştiği söylenir. Bu telakkiye göre şair, dili heykeltıraşın mermeri kullanması gibi kullanır. Onu vezne, kafiyeye, şekle göre yontarak nihayet güzelliği meydana çıkarır. Mana, heykelde Olduğu gibi bu şeklin içinde gizlidir.

Bizi beklenmedik yollara götürecek Olan bu dil şiir münasebeti bahsini burada keserek Auguste Comte’un dil üzerinde ileri sürdüğü yukarıdaki görüşü Türkçe birkaç kelimeye tatbik etmek suretiyle bir deneyelim, bakalım ne netice verecektir. Bu işi yaparken yanılmamız ihtimali vardır. Fakat yanılsak da düşünmenin zevkini verecek ve onda belki de gördüğümüzden fazla bir derinlik, daha başka gerçekler saklı bulunduğunu gösterecektir. İlk örnek olarak çok kullandığımız Şu “düşünmek” ile onun kardeşi olan “kavramak” kelimesini ele alalım. Mana bakımından birbirine çok benzeyen fakat yakından bakılınca ayrılıkları göze çarpan iki kardeş Düşünce faaliyetini iradi, âdeta fizyolojik bir hareketle anlatan “kavramak” kelimesi, aynı Olayı biraz metafizik, karanlık ve hüzünlü bir şekilde ifade eden “düşünmek” kelimesinden daha çok hoşuma gider. “Kavramak”ta eşyaya yönelmiş, rea ist bir tavır, gergin bir dikkat; “düşünmek’ ten ise içe gömülen, rüyalı, melankolik bir hâl vardır. “Kavramak” görmek ve yakalamaktan da kuvvetli ve geniş manalıdır. Görmek, eşya ile uzaktan münasebette bulunmaktır. Yakalamak, dar bir hareket ifade eder. Fakat “kavramak” deyince bir şeyi etrafındaki şeylerle beraber avucunun içine almak anlaşılır. Bu geniş jest, düşünce faaliyetine naklolununca âdeta gerçek düşünce faaliyetini bir desen gibi resmediyor.

Bilindiği üzere hiçbir şeyi tek başına anlamak mümkün değildir. Ya mukayese etmek yahut da daha iyisi onu diğer şeylere bağlılığı içinde görmek gerekir. Düşünmek münasebetleri meydana çıkarmaktır. Bu da eşyayı bir arada kavramakla mümkün olur. Sadece “kavramak” kelimesinin bu ikiz manası bize nasıl düşünmemiz lazım geldiğini bir filozof gibi göstermektedir. Aynı kelimedeki aktiflik de gözden kaçırılmayacak bir nüanstır. “Kavramak” için aktif olmak lazımdır. “Kavramak” deyince asla uyumayı, rüya görmeyi, içine gömülmeyi kastetmeyiz.

O, bize açıkça idrak fiilinin iradesiz olamayacağını söyler. “Düşünmek” fiiline gelince: Daha ilk bakışta bu kelimenin bünyesinde ve manasında bir pasiflik olduğu görülüyor. “Düşünce” kelimesinin aynı zamanda “hüzün ve keder” anlamlarına gelmesi de çok dikkate değer. Durgun, gamlı birisini gördüğümüz zaman, ‘Çok düşüncelisin.” deriz. Asla “Çok kavrayışlısın.” demeyiz. “Kavrayışlısın” sözünde üzüntüden bir zerre yoktur. Gerçekten “düşünmek” her zaman neşeli bir iş değildir, “düşünmek” âdeta kendiliğinden olan bir iştir. Ve her kendiliğinden olan iş gibi bir zaman gelir ki kötüye çevrilebilir. Bundan dolayı düşünmenin insanı kederlendirdiğine, hareketten alıkoyduğuna hatta hasta ve deli edebileceğine dair halktaki inanışı yermemelidir.

Düşünmek faaliyetinde dış dünyadan bir kopuş ve kendi içine dönüş hareketi vardır. Belki de hüzün veren şey bu durumdur. Hayat ve gerçek dışarıdadır. Nitekim düşünce i olanları, dostları dikkatini dışarıya çekecek yerlere götürürler. “Düşünmek” kelimesi “düşmek” kelimesinden türemiş ise bu durum daha kolay anlaşılır. O zaman düşünmek kendi içine, kendisine düşmek gibi tefsir edilebilir ki gerçek de az çok buna uyar. Düşünmek için gözlerini kapayanlar hatta mistiklerin usulüne göre bütün duygu pencerelerini tıkamaya çalışanlar, bir kelime ile tam manasıyla kendi içlerine düşenler vardır. Bu bir nevi “sükût” ediş gibidir. Hasılı “düşünmek”te bir pasiflik olduğu pek bellidir.

Bunu şu da gösterir ki düşünmemek için irade sarfı lazım gelir. “Düşünmek” ise daha çok içeriye çevrili ve pasif bir düşünce tarzını ifade eder. Bu iki kelime üzerinde durarak daha başka nüanslar bulmak mümkündür. Biz çıkardığımız bu sonuçları kesin bir iddia olarak ileri sürmüyoruz. Maksadımız sadece dil üzerinde düşünmenin bizi birtakım görüşlere götürebileceğini telkinden ve dille uğraşanlar için bunun bir zevk kaynağı olabileceğini göstermekten ibarettir. Sokrat “Kendini bil ” diyordu. Comte “Söylediğini bil ” diyor. Bunun da öteki kadar önemli bir iş olduğunu sanıyoruz.

Makaleyi okumayı bitirdiğine göre hemen bir yere gitme, bir önceki yazımız olan Hasta Hakları Yönetmeliği ve Hasta Sorumlulukları başlıklı makalemizde Hasta Hakları, Hasta Hakları Nelerdir ve Hasta Hakları Yönetmeliği Nelerdir hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim - RSS - Sitemap - Ping Gönder Pasulya © 2015 Tüm hakları saklıdır. İçeriklerin izinsiz kopyalanması yasaktır.